Anadolu16.com

Dünya Türk mucizesine yönelirken neden Çin modeli?

10.12.2021
A+
A-

Büyük Türk Devrimi, başından sonuna bir planlamadır. Bu planlamayı, bilimsel düşünen bir akıl yaptı. Devrim tamamlandı mı derseniz; hayır, ne yazık ki karşı devrimle sekteye uğratıldı. Ama devrimin gerçekleşen kısmı, başlı başına dünyayı şaşkına çeviren ve birçok milletin de ondan örnek aldığı tarihi bir gelişmedir. Bu gelişmenin sebep ve sonucunu idrak edenler, buna Türk Mucizesi dediler. Bunu diyenlerden biri de dünyanın en kalabalık ulusu Çin’di.

Çin, Türkiye gibi köklü devlet geleneği ve imparatorluk bakiyesi olan bir köylü toplumuydu. Ancak Çin’in 1928’den itibaren heyetler göndererek Türkiye’yi izlemeye başlaması, dünyanın en çetin ve en onurlu kurtuluş savaşını verdikten hemen sonra eğitimden tarıma, sağlıktan yargıya her alanda ve özellikle de ekonomide yarattığı mucizeden dolayıdır.

Türkiye kağnı arabasından indiği gibi kağnıyı logosu yaptığı savaş uçağına binmiş bir ülkeydi. Kurduğu parlamenter rejimle aklın ve bilimin ışığında karma ekonomik modeli benimsemiş; eğitimin, sağlığın, yargının çağcıl ve evrensel boyutlarda olmasını hedeflemişti. Tarımın modernizasyonuna başlamış, memleketin asli unsuru olan köylüyü memleketin gerçek üreticisi yani efendisi yapmıştı. Çünkü cumhuriyetin kuruluş felsefesi; üretenin, memleketin efendisi olduğu ilkesidir. Geleceğin göklerde olduğuna herkesten önce işaret etmişti. İç ve dış politikasını; doğuştan gelen insan hak ve hürriyetini hayatın merkezine alan, antiemperyalist, demokrasiden, dünya barışından ve tam bağımsızlıktan yana olarak belirlemişti.

Çin ise dostane ilişkiler çerçevesinde genç Türkiye’nin ekonomik kalkınmadaki azmini, özellikle de köylüyü gerçek üretici yaparak modern tarıma geçme gayretini kendine örnek alsa da bunu kendi tarihi, siyasi, sosyal ve kültürel yapısına göre şekillendirdi.

Bürokratik komünizm, ülkeyi kalkındırmak için her büyük kenti ve çevresini, farklı sektörlerdeki birer üretim çiftliğine dönüştürdü. Vatandaşlarını köylü kentli demeden insanlık dışı ortam ve koşullardaki üretim merkezlerinde, aynı tornadan çıkarıp insan olmaktan soyutlayarak köleden de öte arı ile karınca kolonileri gibi üretime odakladı. Zaman içinde elde ettiği teknolojinin altyapısını da oluşturunca, ekonomideki rekabet gücünü en öne taşıdı. Geldiğimiz süreçte eski Çin bilgeliğinin yerini, ABD ile birlikte girdiği yarışta dünyanın tamamını kolay yönetilebilir tek tüketim toplumuna dönüştüren neoliberal emperyalist düzenin yayılmacı, istilacı, sömürgeci, hileci barbarlığı aldı.

Türkiye’ye dönersek; kurtuluş savaşında yenilen iç ve dış düşmanların, Türk Devriminin planlayıcısı Atatürk’ün ölümünden sonra yeniden işbirliği yaparak dini de karşı devrim hareketine malzeme ederek o günkü ilerlemelerin bir kısmını durdurduklarını bir kısmının da gücünü kırarak yavaşlattıklarını görürüz. Ülkeyi gönüllü bir üvey evlat olarak ABD’nin mandası, NATO’nun uydusu yaptıklarını, demokrasiyi de sulandırdıklarını kimi zaman da askıya aldıklarını görürüz.

AKP iktidarı döneminde ise Türkiye tümden raydan çıkarılmakla kalmadı; devlet olmaktan çıkarıldı. Tüm ünitelerinin birbiriyle olan bağlarının koparıldığı işlevsiz bir mekanizmaya dönüştürüldü. Bir zamanlar üye olmak isteyen herkesi kapısında bekleten Birleşmiş Milletlerin üye olmasından onur duyacağını söyleyerek üyeliğe davet ettiği dünyanın en itibarlı ülkesi genç Türkiye Cumhuriyeti, bugün parasını ve hayatını İngilizlerin yönettiği baldırı çıplak iki bedeviye el açar duruma getirildi.

Böyle bir aşamada iflas ettirdiği Türkiye’nin satmadık hiçbir değerini bırakmayan AKP, salt iktidarını korumak için bir yandan finansman arayışına çıkarken öte yandan Çin modelini diline doladı birden. Ülkesine ve halkına az buçuk sempatisi, bağlılığı olan bir iktidar; ülkesinin üretim yapan ekonomik kuruluşlarını, ülkesinin toprak, su, orman ve yeraltı kaynaklarını satıp savurmaz. Halkını, hep çalışmak zorunda kalan itaatkar köle yapmaz.

Bir faydasının olmadığı anlaşılan Neoliberal düzen çöküşe geçmiş durumda. Dünyayı kasıp kavuran Covit-19 salgınından tüm ülkeler kendince ders çıkarmakta ve buna uygun tedbirler almakta. Bütün dünya bu paradigmalardan çıkışın yolunu Atatürk’ün karma ekonomi modelinde ararken, AKP iktidarının yüz yıla yayılan bir geçmişi olan eskinin köleci şimdinin emperyalist Çin modelini altı ay içinde Türkiye’de hayata geçireceğini söylemesinin, hayal satmaktan öte bir anlamı yoktur.

Cumhuriyete ve kurumlarına düşman olduğu için olsa gerek ülkeyi topyekun bir yıkıma sürükleyen AKP, bununla yetinmeyip iktidarını sürdürme pahasına Çin hayalinin bonusu olarak da elde kalan ASELSAN, ROKETSAN ve HAVELSAN gibi ülkemizin güvenliği açısından en hayati olan kurumları, İhvan’ın hamisi Katar ile 15 Temmuz kalkışmasının finansörü olduğunu iddia ettiği BAE’ye satmaya hazırlanıyor. Görülüyor ki Misak-ı Milli sınırları dahilinde vatanın üstündeki ve altındaki tüm varlıklar, iktidarın yağma böreğine çevrilmiş durumda.

Sonuçta, Türkiye’nin iktidar aracılığıyla zayıflatılıp kelepir fiyatına bu baldırı çıplaklara satılarak veya armağan edilerek yutulmaya çalışılmasının, sadece iktidarın bir işi değil iktidar ortaklı uluslararası planın bir oyunu olduğu tüm çıplaklığı ile anlaşılmaktadır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.