DOLAR 8,6734
EURO 10,1754
ALTIN 491,868
BIST 1407,46
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 17°C
Gök Gürültülü
Anadolu16.com

Çocukların öldüğü hiçbir dava haklı değildir…

13.05.2021
A+
A-

İsrail polisinin geçen hafta Kudüs’te Mescid-i Aksa’da Filistinlilere müdahalesiyle başlayan gerilim Gazze Şeridi’ne, ardından Batı Şeria’ya ve İsrail’deki Filistinli Arap nüfusun yaşadığı kentlere yayıldı. İsrail’in Gazze’ye hava saldırıları ve Hamas’ın Gazze’den İsrail kentlerine fırlattığı roketler nedeniyle aralarında en az 14 çocuğun da olduğu onlarca kişi hayatını kaybetti.

İsrail ile Filistin; Orta Doğu’nun kanayan, iyileşmeyen yarası. Yara kapanmadığı gibi acısının yol açtığı nefret ve öfke de yıllar değil kuşaklar boyu kanayarak şiddet ve ölüm getirmeye devam ediyor. Yahudiler ve Araplar, Akdeniz ve Ürdün Nehri arasındaki topraklarda yüz yılı aşkın bir süredir egemen olma mücadelesi veriyor. 1948’de kurulan İsrail, kuruluşundan bu yana Filistinlilere ağır yenilgiler yaşattı ama hala kazanamadı.

Yalnızca İsrail ile Filistin olaylarında değil, Doğu Türkistan’da da sürekli kanayan bir yara var.

3 milyondan fazla Uygur Türkü Müslüman, Çin’de toplama kamplarına yerleştirildi. Çin Hükümeti, bu insanlara işkence ediyor, dini ibadetlerini yerine getirmelerine izin vermiyor ve dinlerini reddedip “normal vatandaş” olmaları için beyinlerini yıkıyor. Erkekler toplama kamplarına götürülüyor, çocuklar yetimhanelere gönderiliyor ve kadınlar diğer Çinli erkeklerle zorla evlendiriliyor. Uygur Türklerinin suçsuz yere toplama ve çalışma kamplarına gönderilen milyonlarca çocuğu, hala asimilasyon merkezlerinde tamamen Çin kültürüyle yetiştiriliyor. Çocukların akrabaları dahil dış dünya ile bağlantıları neredeyse yok.

Çin mahkemelerinde uydurma gerekçelerle idama mahkum edilen, duvar diplerinde kurşuna dizilen Doğu Türkistan’lı Türkler’in organları Çin’li doktorlar tarafından alınıp helal organ pazarında satılıyor. Çin’in esir ettiği Uygur Türkleri’nin organlarını zengin Araplara helal organ diye sattığı, ilk ağızdan anlatılıyor. Bu vahşete zorla ortak edilen ve daha sonra Avrupa’ya sığınan doktorun itiraflarını anlatan haberi kanımız donarak okuduk, organları alınan cesetlerin fotoğraflarına içimiz yanarak baktık.

Ve tarih boyunca dünyanın birçok yerinde ölen, öldürülen insanlar, çocuklar; yayınlanan görüntüler, fotoğraflar yüreklerimizi yakıyor. İnsanlığın sosyal medya hesaplarından savaşa, ölümlere hayır demesiyle, ülkelerin ürünlerini boykot etmeleriyle çözülecek bir mesele değil tüm bu olanlar.

Lev Tolstoy, Savaş ve Barış kitabında; “Elma olgunlaşınca düşer. Ama neden düşer? Bir güç onu toprağa çektiği için mi? Sapı kuruduğu için mi? Güneşte kurumaya başladığı için mi? Rüzgar estiği için mi, yoksa aşağıda duran bir çocuk o elmayı yemek istediği için mi?… Tarihi olaylarda “büyük adam” denilen insanlar olup bitenlere etiket yapıştırırlar; olaya ad takarlar. Oysa verilen bu adın, olayla, etiketin kendisi kadar az ilgisi vardır. Onlara herhangi bir nedene bağlı olarak meydana geliyormuş gibi görünen olaylar, tarihi anlamda insan iradesine bağlı değildir; tarihin genel akışına bağlıdır ve meydana gelişleri daha yüzyıllarca önceden hazırlanmıştır.” der. Haklıdır da tüm bu olup bitenler tarihin genel akışına bağlı ve meydana gelişleri daha yüzyıllarca önceden hazırlanmış. Lakin George Orwell’ın Hayvan Çiftliği’nde “…Hepsi yalan. İnsanoğlu, kendinden başka hiçbir yaratığın çıkarını gözetmez.” dediği gibi insanoğlu kendi çıkarından başka bir şey gözetmediği için tarihin akışı sanılanın aksine çok daha çetin geçmekte.

Ulusal çıkarlarına önem veren devletler arasında bazıları güçlenerek uluslararası sistemde söz sahibi olmayı başardı. Bazı devletlerde güçlü devletlerin gölgesi altında kalarak uluslararası sistemdeki etkinliğini zayıflattı. Bazı devletler belirli dönemlerde daha da güçlenerek sisteme egemen olmak için girişimlerde bulundu. Ancak bu girişimler sistemdeki diğer güçlü devletler tarafından engellendi. Bazı devletler kontrolsüz bir biçimde güçlenerek ve bu gücü istismar etti. Buna karşılık diğer devletler kendilerini tehdit altında hissetti ve vekalet savaşları yahut doğrudan müdahale ederek karşılık verdi. Üstüne bir de küreselleşme, ekonomiden uluslararası ilişkilere kadar çeşitli alanlarda dünyayı etkileyen, uluslararası toplumun dokusunu ve yapısını eskiye oranla tanınmayacak ölçüde değiştiren bir güç olarak karşımıza çıktı. Sonuç olarak adil bir güç dağılımı olmadığı için faturayı hep halk ödedi, ödemeye de devam ediyor.

Bu güç dengesi ve küreselleşme ile:

  • Birleşmiş Milletler (BM), Gazze’den İsrail’e roket atılmasını ”güçlü” bir şekilde kınarken, İsrail’in Gazze’de aralarında çocukların da olduğu sivillerin hayatını kaybetmesine neden olan hava saldırılarını kınamadı.
  • Barış süreci yedi yıl boyunca bağımsız bir Filistin devleti kurma yolundaki koşulları yaratma iddiasını taşıdı da ne oldu? Barıştan çok Filistinlileri İsrail’e daha da bağımlı kılacak ekonomik ve siyasal altyapıyı meydana getirdi.
  • Azerbaycan için sesini yükselten ama Doğu Türkistan için sesini yükseltmeyen, çaba sarf etmeyen bir Türkiye var artık.
  • Ermeni Soykırımı var diyen Biden’e ‘‘ABD’nin bu gerçekler ışığında attığı yanlış adımdan bir an önce dönmesini umut ediyorum. Ermeni lobisine Türkiye’yi değişiyorsunuz?’’ diyen umut dolu bir Cumhurbaşkanımız var.
  • Karadeniz’e İstanbul Boğazından geçemeyenler için yapılacak olan ve çatlasanız da patlasanız da Kanal İstanbul yapılacak diyen bir iktidarımız var.
  • Dış İşleri Bakanlığının ABD’deki görevlerini ve neden hala ABD’de bir Türk Lobisi oluşturulmadığını sorgulayan ve acilen Türk Lobisi oluşturulması gerektiğini söyleyen siyasetçilerimiz yok.
  • Kanal İstanbul’u istemiyorum demenin suç haline gelmesi için iktidar partisi ile birlikte neredeyse tüm siyasi partiler el ele verdiler.

Türkiye’deki 104 Amiralin bildirisi, ABD’de 124 emekli general ve amiralin bildirisi, Fransa’da 20’si emekli general ve bazıları halen görevde 100’ü subay binden fazla askerin yayınladığı ‘iç savaş’ uyarılı mektup, insanoğlunun bitmek bilmeyen aç gözlülüğü ve küreselleşmenin de etkisiyle dünyadaki güç dengesi sisteminde ne gibi değişiklikler olacağını hep birlikte göreceğiz. Ama sonuçta hepimiz biliyoruz ki faturayı hep halk ödedi, ödemeye de devam edecek. Erkekler, kadınlar, çocuklar ölecek ve ben inanıyorum ki, “Çocukların öldüğü hiçbir dava haklı değildir…” O yüzden küreselleşme ve güç dengelerinde adil olunmak zorunda. Bu belki de bir hayal ama başka çaresi yok bunun.

“Bir zulmü engelleyemiyorsanız en azından onu herkese duyurun.” demiştir Hz. Ali. Sessiz kalmamalı, zulümleri tüm dünya duymalı ve engel olmalı. Hiç kimse ölmemeli, hele çocuklar hiç ölmemeli. Keşke tüm insanlık dini inancı, ırkı, maddi varlığı ne olursa olsun, önce can, önce insan diyebilse ve insanlar, çocuklar hiç ölmese..

Küreselleşme ve güç dengeleri ne olursa olsun; dünya hepimizin huzur ve barış içinde yaşamasına yetecek kadar imkana sahip. Bu haksız ve insanlık dışı davranışların, İsrail ile Filistin arasındaki savaşın, Doğu Türkistan’a yapılan bu zulmün son bulmasını, çocukların insanoğlunun aç gözlülüğü yüzünden ölmemesini diliyorum.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.