DOLAR 17,9652
EURO 18,2792
ALTIN 1018,127
BIST 2980
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa °C
Anadolu16.com

‘Düşündüğüm kesin zaferi kazanamazsam, yaşayamam’ (I)

22.04.2022
A+
A-

‘Düşündüğüm kesin zaferi kazanamazsam, yaşayamam…’

Yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün yukarıdaki sözü, milleti uğruna ölümü hiçe sayan azmi ve kararlılığını göstermektedir.

Gazi Mustafa Kemal’in silah ve mücadele arkadaşı ‘Kılıç Ali’ bu sözün anlamını şu şekilde açıklamaktadır. ‘Savaşın bitiminde, barışın imzalanmasında falan değil, zaferden sonra… Çünkü Mustafa Kemal, savaşın bitimini de, barışın imzasını da zafere bağlamıştır. Hatta şahsi hayatını bile…’ (1)

TBMM, 23 Nisan 1920’de açılarak Türk halkının egemenliğini ilan etmiş olup, bu anlamlı gün 1921’de ‘Milli Bayram’ olarak kutlanmaya başlanmıştır. Bu bayramın bir başka özelliği de, Mustafa Kemal Atatürk tarafından, dünya çocuklarına armağan edilen ilk ve tek ‘Çocuk Bayramı’ olmasıdır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün değer verdiği en önemli unsur geleceğimiz olan çocuklardır. Bizlerin geleceği gençlerimizin, Atatürk ilkeleri doğrultusunda çağdaş medeniyet ve bilim ışığı altında varlığımızı devam ettirecekleri konusunda olumsuz düşüncemiz olamaz, olmamalıdır…

Güzel ülkemiz, maalesef hatalı ekonomik ve siyasi politikalar sonucu kronikleşen yüksek enflasyon, yüksek kur, yüksek dış ticaret/cari açık, yüksek faiz vb. sonucunda yüksek işsizlik ve düşük milli gelir ile tüm toplumun giderek fakirleştiği bir gerçektir. Bu olumsuzluklardan en çok etkilenenler de gençlerimizdir.

Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin barınma, yemek, araç/gereç ve sosyal/kültürel ihtiyaçlarını karşılayamadığımız acı bir gerçektir. Gençlerimizin aldıkları öğrenim kredileri de yetersiz olup, kredilere uygulanan faiz oranı maalesef çok yüksektir. Devlet yurtlarının yetersizliği sebebiyle tarikat yurtlarına muhtaç hale getirilmeleri ayrı bir sorundur.

Gençlerimizin, işsizlik belası ile boğuşmaları, meslekleri dışında günlük, güvencesiz çalışmaları onları karamsarlığa ve umutsuzluğa yöneltmektedir. Yüksek öğrenimini bitirip kamuya atanamayan gençlerimiz, liyakat yerine torpil/adam kayırmacılığın geçerli olması sebebiyle geleceğe umutla bakabilmelerine engeldir.

Gençlerimizin, yurt dışına giderek geleceklerini güvence altına almak peşinde olmaları bizleri üzmektedir. 102. yıldönümünü kutlayacağımız ‘23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ ışığı altında tüm gençlerimizin sorunlarının çözülerek kendi ülkelerinde, ülke ekonomisine katkıda bulunmaları bizlerin en büyük isteğidir.

***

Kapitülasyon ve dış antlaşmalarla, ekonomik ve siyasal gücünü emperyalist ülkelere kaptıran Osmanlı İmparatorluğu, yıkılmak üzeredir. Bizlere devrettiği miras, padişah ve yandaşlarının zevk ve sefa içinde tükettiği batık ekonomi sonucu oluşan, yüksek dış borç, tükenen bürokrasi, yoksulluk ve itibarsızlıktır.

Bu tüm olumsuzluklara karşın en önde Mustafa Kemal ve silah arkadaşları bu kötü gidişe karşın, önderlik yaparak ulusal egemenlik yolunda kurtuluş çareleri arar.

Tek çare vardır;

Milletin temsilcileri ile Ankara’da, ulusal egemenliğe dayanan bir meclis oluşturmaktır.

Şu bir gerçektir ki, egemenlik haklarını hiçbir zaman tam kullanamayan Osmanlı İmparatorluğu’nun bu emperyal zincirlerden kurtulmasının olanağı yoktu, olamazdı da… Mustafa Kemal Atatürk bu gerçeğin farkında olup tüm enerji ve gücünü ‘tam bağımsızlık’ hedefi ile yola koyulmuştur.

Osmanlı İmparatorluğunun son günlerini Prof. Dr. Abdurrahman Çaycı, şu şekilde açıklamaktadır;

”Padişah; hem devlet başkanı, hem de sünni Müslümanların dini lideridir. Halife sıfatına haizdir. Dolayısıyla devlet laik bir devlet değildir. 1718’lerden beri devam eden ıslahat ve yenileşme gayretlerine rağmen, dünya işleri şeriat hükümlerinin güdümünden kurtarılamamış, bütün çabalara rağmen, çağın gereklerine uygun siyasi, sosyal ve kültürel bir yapı oluşturulamamıştır.     

Ticari hayat hemen hemen tamamen Hristiyan azınlıklar ve yabancı uyrukluların elinde bulunmaktadır. Ülkenin kaymağını yiyen azınlıklar, yabancı devletlerin etkin koruyuculuğundan da yararlanmaktaydılar.

Osmanlı Devleti kağıt üzerinde her ne kadar bağımsız görünüyorsa da aslında maliye, ekonomi, milli eğitim ve adliye alanlarında egemenlik haklarını tam olarak kullanamamaktaydı. Dolayısıyla yarı sömürge özellikleri taşımaktaydı.” (2) 

Ulusal egemenlik, bizlerin birlik ve beraberliğimizin sonucu oluşacaktır. Gazi Mustafa Kemal’in en büyük amacı milli egemenliğin tüm kural ve kurumları ile sağlanmasıdır.

Ulusal egemenliğin güzel bir tarifini de Prof. Dr. Hamza Eroğlu yapmıştır;

”Mutlak iktidarın, gücün kraldan millete intikali ile milli egemenlik teorisini ortaya çıkmıştır.

Milli egemenlik veya milli hakimiyet iç görünüşü itibarıyla milletin kendi kendini idare etmesi, kendine hükümet edecek heyeti seçmesi anlamına gelir.” (3)

Devletin yasama, yürütme ve yargı işlevlerinin birbirine karşı bağımsız organlar tarafından yerine getirilmesini simgeleyen “Kuvvetler Ayrılığı” sisteminin tek elde toplanması, müdahale edilerek tüm kurumların zarar görmesi, demokrasi açısından sakıncalıdır. Demokrasiyi araç olarak kullanmak ve demokrasi güçlerini kendi siyasi amaç menfaatleri için kullanmak çok tehlikelidir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda, siyasi güç ve otoritenin tek elde toplanması sonucu varlığını devam ettiremediği bir gerçektir.

Yeni kurulacak cumhuriyetin, akıl ve bilimin ışığı altında ‘kuvvetler ayrılığına’ dayanan sistem ile varlığını ve gücünü artırarak çağdaşlaşacağı bir gerçektir.

Egemenliğin, kral ve padişahın elinden alınarak tüm halka yayılması ancak ve ancak demokrasi kuralları gereği cumhuriyet rejimi ile gerçekleşecektir. Egemenlik gücü kişilere değil, kayıtsız ve şartsız milletin tümüne aittir.

Diktatörler; ‘ulusa dayalı’ egemenliği değil, ‘şahsi menfaatlerini’ tanırlar.

Mustafa Kemal, Samsun’a çıkmaya hazırlandığı günlerde ‘Ulusal Egemenlik’ fikrini ortaya koymuştur. Bu fikri gerçekleştirmek üzere 1919 yılında Anadolu’daki ilk durak Samsun’a çıkmak üzere yola koyulur.

Amasya Tamimi (1919) ile, “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” kararı, devletimizin milli egemenlik konusundaki ısrarı ve ilkesi açısından dik duruşunun örneğidir.

Amasya Tamimi’nde  kabul edilen milli egemenlik ilkesi, Erzurum ve Sivas kongrelerinin de ana fikrini oluşturmuş olup, TBMM kürsüsünde yer alan “Egemenlik  Kayıtsız Şartsız Milletindir” sözüne önderlik etmiştir.

Mustafa Kemal’in başkanlığında, Millet Meclisi hazırlıkları tamamlanarak, 23 Nisan 1920’de Ankara’da halkın büyük coşkusu ve heyecanı ile toplanmıştır.

Böylelikle millet adına egemenlik hakkı, milletvekilleri ile Millet Meclisine verilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün deyişi ile; ‘Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanağı ulusal egemenliktir.’

102. yıldönümünü onur ve gururla kutlayacağımız Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun.

Sağlık, sevgi ve hoşgörü ile kalınız…

—————

Kaynaklar:

1) Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç  Ali’nin Anıları – Derleyen Hulusi Turgut – T. İş Bankası Yayınları

2) Prof. Dr. Abdurrahman Çaycı – Gazi Mustafa Kemal Atatürk Milli Bağımsızlık ve Çağdaşlaşma Önderi – Atatürk Araştırma Merkezi

3) Prof. Dr. Hamza Eroğlu – Atatürk ve Milli Egemenlik – Atatürk Araştırma Merkezi

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.