Ümit Özdağ’dan Kılıçdaroğlu’na zehir zemberek sözler
2017 referandumuyla ilgili yaşananların izlerini süren Ümit Özdağ, o dönemdeki karar süreçlerini ve muhalefetin tutumunu eleştirel bir dille yeniden değerlendirdi. O gece YSK önüne gitme girişiminin yalnız kaldığını, ana muhalefetin harekete geçmediğini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınmadığını öne sürdü.
Özdağ, yaşananları aktarmaya devam ederken CHP’nin o dönemdeki stratejisinin sonuçlarına dikkat çekti ve bu tercihlerin bugünkü siyasi yapıya etkileri üzerinde durdu.
YSK Öne Gitmeyen Muhalefet ve AİHM’e Başvurmama Eleştirisi
Özdağ, referandum gecesi YSK önüne gidilebilseydi sürecin farklı şekillenebileceğini belirtti. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu da doğrudan eleştirerek, “Ben tek başıma götüremezdim ancak ana muhalefet partisi AİHM’e götürebilirdi” ifadelerini kullandı ve bu tercihin, rejimin şekillenmesine katkı yaptığını savundu.
Adalet Yürüyüşü Öncesi Görüşme Anısı
Özdağ, Adalet Yürüyüşü planlanmadan önce bir CHP genel başkan yardımcısıyla telefon görüşmesi yaptığını ve kendilerine Ankara’dan YSK’ya yürüyerek gidilebileceğini önerdiğini aktardı. O görüşmede kendisine, yürüyüşün İstanbul ayağının tercih edildiği söylendiğini ifade etti ve bu seçimin mantığını eleştirdi: “Niye zahmet ediyorsunuz? Söğütözü’nden Sıhhiye’ye yürüseydiniz”.
Silahlı Kişiler İddiası ve Muhalefetin Sorumluluğu
Kılıçdaroğlu’nun daha sonra yürümeme gerekçesi olarak “Yolda silahlı adamlar varmış, bize ateş açılacaktı” dediğini aktaran Özdağ, bu savunmanın muhalefetin sorumluluğundan kaçış olduğunu vurguladı. Ona göre bu tür gerekçeler, anayasanın ihlali karşısında çekingen davranmanın mazareti haline geliyor.
“Bu ne demek biliyor musunuz?” diyerek sözlerini sürdüren Özdağ, “Anayasanın çiğnendiğini biliyor ve canımızdan korktuğumuz için müsaade ettik” anlamına gelen bu tutumun kabul edilemez olduğunu savundu. Eğer bir parti anayasanın çiğnenmesine karşı çıkacak cesarette değilse, onun muhalefet iddiasının sorgulanması gerektiğini belirtti.
Özdağ’ın ifadeleri, 2017 referandum sürecine dair tartışmaları yeniden alevlendirirken, muhalefetin eylem tercihleri ve stratejik kararlarının demokrasi açısından taşıdığı önemi yeniden gündeme taşıdı.
