Anadolu16.com

Toplumun McDonaldlaştırılmasından, Slow Food Hareketine…(I)

09.06.2021
A+
A-

”Okul çağındaki çocuklarla yapılan bir anket, % 96’sının Noel Baba’dan sonra ikinci sırada Ronald McDonald’ın ismini tanıdıklarını göstermiştir.”

”Tüketiciler sıraya gireceklerini, tezgaha gideceklerini, sipariş verip ödeme yapacaklarını, boş bir masaya yemeklerini götüreceklerini, yedikten sonra çöplerini toplayıp onları kovalara boşaltacaklarını ve arabaya döneceklerini bilirler.”

Sosyolog George Ritzer’in, Amerikan fast-food zinciri McDonald’s’a ait sistemin tüm dünyada küreselleşmenin etkisiyle toplumun birçok alanına etki etmesi ve egemen olmasını ‘’Toplumun McDonaldlaştırılması’’ olarak analiz etmiştir. Ona göre McDonaldlaşmak, standartlaşmış ve duygulardan ziyade sistemin ön planda olduğu ruhsuz ve mekanikleşmiş bir süreçtir.

”Küreselleşme, aynı zamanda standartlaşmış kültür ürünlerinin tüm dünya ölçeğinde yaygınlaşmasına bu sayede ortak bir yeme-içme giyinme, eğlenme kısaca ortak bir beğeninin oluşmasına zemin hazırlar.”

McDonaldlaşmak, fast-food türü hazır yemek restoranlarının temelindeki ilkelerin, kısacası Amerikan tipi yaşam tarzının tüm dünyanın bir çok kısmına egemen olma sürecidir.

”Almanya’da bir McDonalds’da yenen alışılmış bir hamburger menüsü, bir NATO harekâtını andıran çokuluslu bir ürün. Ekmek Pfungstadt’da ABD buğdayından imal ediliyor. Sığırlar Güney Almanya’da besleniyor, kesiliyor ve önce kıymaya sonra da hamburger diskine dönüştürülüyor. Peynir Hollanda’dan, salatalık turşusu, hardal ve mayonez geleneksel Bavyera şirketi Dewelley’den… Salata kışın Kaliforniya’dan yazın İspanya’dan ithal ediliyor. Soğanlar Amerika’dan, ithalatçı Reutlinger üzerinden Vita-Sebze ile geliyor. Patatesler Hollanda’dan, ketçap İtalya’daki bir ABD şirketinden, bardaklar için gerekli hammadde ise Kanada’dan alınıyor. Hamburgerin sarıldığı kağıt İskandinavya’dan çıkıyor, Almanya’da basılıyor ve Fransa’da kesiliyor.”

Küreselleşen dünyamızda, McDonaldlaşmanın etkisi ile sıcak yemeklerin yerini, fast-food tipi yani, ‘’ayak üstü yemek/çabuk yemek atıştırma’’ kültürü almıştır.

Sanayi devrindeki Taylorizm ve Fordizm vb. (hızlı, etkin, verimli üretim sistemi) bilimsel yönetim tarzlarındaki montaj hatları, McDonaldlaşmanın ana fikrini oluşturmuştur.

McDonald’s mantığı, pişirme ve servis için seri üretim montaj bandı sistemini uyguladılar. Kısacası ‘’hamburger fabrikası’’ montaj atölyesi yarattılar. Vasıfsız işçilerin hemen yapabileceği işleri kolay, standart ve basitleştirilmiş üretim süreci oluşturdular. Çalışanlar için hiçbir iş becerisine gerek duyulmaz, çünkü tüm işler standartlaştırılmıştır.

Sanayi devrimi sonrasında, hızlı iş temposuna ayak uydurmak uğruna oluşturulan ‘’bilinçsiz’’ yemek yeme alışkanlıklarımız günümüzde artan oranla devam etmektedir. Ayaküstü, hızlıca yaptığımız atıştırmalar, ailecek birlikte yediğimiz sıcak sohbetli ortamlardan bizleri farkında olmadan yalnızlaştıran ve ruhsuzlaştıran mekanik bir eylem haline getirdi.

Günümüz şehir hayatı ve hızlı iş temposu çerçevesinde fast-food tipi yemek yeme alışkanlıklarımız gittikçe artmaktadır. Böylelikle yemek yeme zevkinin doya doya yaşanması değil, kısa sürede hatta ayakta yenilerek giderilmesidir. Fast-food yemek sisteminde, tek tip menüler oluşturularak, geleneksel yemek kültürümüzün yok olmasına sebep olunmaktadır.

Kapitalizmin, ekonomik ve kültürel ideolojisinin en önemli ürünleri, fast – food restoranlarının küresel ölçekte yaygınlaşarak çoğalmalarıdır. Bu sebepten dolayı, geleneksel kültürümüzden uzaklaşarak, tüm doğal sistemin bozulma sürecine gidilecek olmasıdır.

”Ünlü fastfood zinciri McDonald’s tarafından 1990’ların sonlarında yapılan bir reklam kampanyası küreselleşmenin habercisi gibidir. Rus askerleri, Amerikalı yaşlı dedeler, genç Meksikalı kadınlar ve Avustralyalı Aborijin çocukların görüntülerinin yer aldığı reklamda herkes ortak olarak paylaştıkları bir şeyi kutlamaktadır. McDonald’s ürünlerine duydukları sevgiyi. Reklama göre: Dünyadaki herkes ‘Şimdi Mac’ zamanı demektedir. Bu reklam görüntüleri hem küreselleşmenin semptomlarından birisi niteliğindedir, hem de simgesel olarak küreselleşmeye işaret etmektedir.”  

Dünyanın büyük bir bölümüne hükmetme, yönetme ve süreci olarak toplumu McDonaldlaştırma küresel bir güçtür.

”McDonald’s gibi hızlı yemek sektöründe faaliyet gösteren birçok uluslararası şirket çalışma, hizmet ve üretim prensiplerini toplumların günlük hayatlarına da yansıtmakta ve egemenlik kurmaktadır.”

McDonald’s, yalnızca bir yemek kültürü olmaktan çıkarak tüm toplumu etkileyen sosyolojik, ekonomik ve toplumsal olgu olarak kendisini gösterdi.

Fast-food vb. birçok hazır yiyecek restoranları okullar, askeriye, yurtlar, üniversite kampüslerinde, AVM’lerde otoyollarda açılmıştır.

McDonaldlaşma süreci giyim, sağlık, eğitim, iş, beslenme, içecek, seyahat, müzik, market, eğlence ile birlikte toplumun tüm kesimlerini etkilemiştir.

Bir McDonaldlaşmış toplum, tüketim toplumu olup, bireyler ve müşteriler hızlı, pratik ve ekonomik uygunluğu vb. hizmetlere yönelirler.

”McDonald’s, çalışanların müşterilerle ilgilenirken takip etmek zorunda olduğu bir dizi düzenlemeye sahiptir. Örneğin, hizmet yedi adımdan oluşmaktadır: Müşteriyi selamla, siparişi al, sipariş edilenleri topla, siparişi sun, ödemeyi al, müşteriye teşekkür et ve işi tekrar etmeyi iste.”

”Toplumun McDonaldlaştırılması” kavramının temsil ettiği küresel sürecinin temel felsefesi; ”verimlilik, hesaplanabilirlik, öngörülebilirlik ve denetim” şeklinde 4 ana grupta incelenir.

”McDonaldlaşmış bir dünyada verimliliği artırmanın nihai mekanizması, müşterileri çalıştırmaktır. McDonald’s ve benzeri kuruluşların müşterileri bir tür “üretici tüketicidir”;  “çalışan müşterilerdir.”

”Daha net bir tabirle, ücretsiz bir “self – servis işinin” parçasıdırlar.”

”Kuyrukta bekliyor, yemeği masaya götürüyor, çöpleri atıyor ve tepsileri koyuyoruz. Arabaya servisleri kullanan müşterilerin de, yemeklerinin çöplerini attıklarından ötürü çalıştıkları farz edilebilir.” 

McDonald’s sistemi, sınırlı mönü ve az seçenekle müşterilerin yemeklerini hemen yiyip dükkandan dışarı çıkmalarına göre ayarlanmıştır. Masa ve sandalyeler, sert ve rahat değildir. Çalışan personel ile sohbet edilemez, sadece sipariş verilir ve bedel ödenir.

Fast-food tipi restoranlarda az sayıda seçeneğin olması, ürünlerin basitleştirilmesi ve müşterinin işe koşulması yöntemiyle verimlilik sağlanmaya çalışılır.

”Müşteriler, kısa sürede çok yemek almaktadır; yöneticiler ve mülk sahipleri, çalışanlarından büyük verim almaktadır; işlerse hızlıca halledilmektedir.”

Esas beklenti, müşterilerin hiç dükkanlara gelmemeleri, ‘’online sipariş’’ veya ‘’arabaya servisi’’ kullanmaları şeklindedir.

“McDonaldlaştırma hesap edilebilen, sayılabilen, nicelleştirilebilen (ölçülebilen, sayılabilen) olayları yansıtır. Nitelik (kalite) yerine niceliğe (miktara) ve hıza önem verilir. Nicelik, niteliğin yerini almaktadır.

”McDonald’s, her ham hamburgerin toplam 35 gram ağırlığa sahip olduğundan emin olmak için büyük özen göstermektedir. Yağın fazla olması pişme sırasında köfteyi  küçültecek ve hamburgerin ekmeğe göre büyük görünmesini engelleyecektir. Otomatik meşrubat makineleri, her bardakta doğru miktarda içecek olduğundan ve hiçbir şeyin dökülmediğinden emin olmaya yararlar.”

”McDonald’s turşu dilimlerinin kalınlığına varıncaya dek her şey için standartlara sahiptir.”

Tüm fast-foodlarda gerek ürünlerin (hamburger – patates vb.) ağırlığı, oranı, pişirilme süreleri, sensörlerle takip edilmekte ve servis süreleri de belli zaman süresince belirlenmiştir. Paket serviste, ürünü hızla ve sıcak bir şekilde teslim etmek çok önemlidir.

Tüm ürünlerin hazırlanış biçimi ölçüsü, miktarı, fiyatı kalitesi ve sipariş verme biçimi standartlaştırıldığı için her yerde aynı olacak şekilde oluşur.

McDonald’s restoranlarına gelen herkes, her yerde aynı hizmeti ve kaliteyi alarak ayrılacaklarını bilirler. Hata seviyesini en düşük seviyeye indirerek belirsizlikten kaçış yolu için bir seçenek haline gelir bu sayede müşteriler, hiç bir sürpriz ile karşılaşmazlar.

İnsansız teknolojileri kullanarak belirsizliklerin ve hataların azaldığı ve standartlaşarak ekonomik katma değer sağlamaktadır. Amaç, insan unsurunu ve bu sayede oluşabilecek hata paylarını minumum seviyeye indirmektir.

Hazır yiyecek restoranların amacı, müşterilerin paralarını harcayıp hemen acilen oradan ayrılmalarını sağlamaktır, çünkü hızla boşalan masalara ihtiyaç vardır. Böylelikle başka müşteriler de yemeklerini bu masalarda oturup yiyebilirler. Halbuki bizim yöresel ürün satan yemek sektöründe sohbet edilir, futbol, siyaset konuşulur, çay ve kahve içilir.

Ailecek sofra başında sohbet ederek yemek yeme kültürü olan bir toplumdan, fast-food tipi hemen ‘’ye ve kalk’’ mantığı, kişi/kişilerin yalnızlaşmasına, bencilleşmesine yol açacağı bir gerçektir.

Fast-food tipi restoranlar, her şeyin mekanikleştiği, insani unsurların yok olduğu, tek tipleştiği ve standartlaştığı bir süreçtir. Halbuki bizim yöresel ürünleri aldığımız, yemek yediğimiz lokantalar, pastaneler, tatlıcılar vb. yerler sıcaktır, insana değer verir, saygı ve hoşgörü ön plandadır.

Köfte, döner, baklava, çiğköfte, pide, simit, poğaça, cantık vb. bizlerin damak tadına yönelik yöresel ürünlerimizdir. Bunları yediğimiz yerlerde, menüde istediğimiz değişiklikleri yapabiliriz. Örneğin, bol/az acılı, acısız pide, az/çok/orta pişmiş köfte, az kuru/az pilav, yağsız/yağlı cağ döner vb. Ama, fast-food tipi yerlerde bu tip özel istekler sonuçsuz kalır, dikkate alınmaz…

Maalesef dünyamız gittikçe McDonaldlaşmaktadır…  

İnsanlarımız, McDonaldlaşma kültürüne karşı hep birlikte direnip, daha özgür, sıcak ve insani ilişkileri fazla olan bir dünya sistemi  yaratabilirler…

Sağlık, sevgi ve hoşgörü ile kalınız…

***

Kaynak:

AÖF Yayınları / George Ritzer ‘’Toplumun McDonaldlaştırılması’’ Ayrıntı Yayınları.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.