DOLAR 13,5275
EURO 15,3515
ALTIN 789,492
BIST 1979,83
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 2°C
Kar Yağışlı
Anadolu16.com

Memleket buğday ambarı, insanlar ucuz ekmek kuyruğunda

17.12.2021
A+
A-

Bu topraklar ilk elden buğdayın ekildiği, sütün sağıldığı topraklardır. Bu toprakların tarihinde “ekmek kavgası” her zaman vardı lakin “ekmek kuyruğu” hiçbir zaman olmadı. Türlü yiyeceğin ambarı olan bu memlekette insanlar ucuz ekmek kuyruğuna giriyorsa bu bir utançtır. İnsanların hayatında ucuz ekmek kuyruğu diye bir problemi varsa eğer, bunun sebebini hata yaptıkları yerde arayıp bulmaları gerekmez mi? Bilinmelidir ki yaptıkları hatadan dönmeyenlerin ucuz ekmek kuyruğuna girdikleri gün, birileri de onların ülkesini satın almanın kuyruğuna girer.

Cumhuriyetin Hesabı:

Tarım Mahsulleri Ofisi (TMO) yokken, köylü hasat ettiği buğday, arpa, yulaf, nohut, mercimek, mısır gibi ürünleri evinin serin ve kuru bir yerinde, toprak ağaları ise büyük ambarlarda veya nem kapmayacak şekilde üstünün örtüldüğü açık arazide muhafaza ederdi. Tarım ilkel koşullarda yapıldığından ekim alanı az, rekolte de düşüktü.

Cumhuriyetin planlamaya dayalı politikaları sayesinde tarım modernize edildi. Böylece ekim alanları gibi verim de arttı. Verimliliği arttıran etmenlerin başında; ıslah edilmiş tohum ve hayvan, fenni yem, gelişmiş alet ve ekipmanlar, yeni sulama teknikleri, hastalık ve zararlılara karşı kullanılan kimyasal ilaç, bitki beslemesinde kullanılan gübre, ürünlerin işlenmesi ambalajlanması ve muhafazası ile kalifiye işgücü gelmektedir. Bu etmenlerin hepsine birden “tarım girdileri” diyoruz. Katma değeri yüksek bazı teknolojiler hariç bu girdilerin neredeyse tamamı içeriden karşılanmaktaydı.

Gün geldi gerekli ısı ve nem koşullarının oluşturularak yazlık ürünlerin kışın, kışlık ürünlerin de yazın üretiminin yapıldığı sera tarımı ile üretim periyotlarının uygun olduğu bölgelerde yıl içinde ikinci hatta kimi iklim noktacıklarında üçüncü ürünlerin tarımı da yapılabilir oldu.

Cumhuriyetin aklı, bütün bunları tarımsal planlamanın başından itibaren öngördüğü için Tarım Mahsulleri Ofisi gibi güçlü bir kuruluşu da 13 Temmuz 1938’de ihdas etti. Yurttaşlarımızın hayatının ve ülkemiz tarımının sürdürülebilirliği açısından bu kurum iki yaşamsal öneme sahiptir: Birincisi, Türk çiftçisinin ürettiği kuru bakliyat ve hububat gibi tarım ürünlerinin devletin güvencesi altında ve uygun koşullarda depolanarak ekonominin kemdi kuralları içinde iç ve dış pazarın talebini karşılamak. İkincisi ise savaşlarda ve salgınlarda meydana gelecek olası açlık ve kıtlık krizlerini tedbir maksatlı oluşturduğu stoklarla yönetmektir. Bunları kolay ve hızlı yapmak için de siloların tamamı demiryolları ve denizyolları ile bağlantılı kılınmıştır.

Örneğin İkinci Dünya Savaşında ekmeğin bir süreliğine karneye bağlanması, buğdayın yokluğundan veya bir ekonomik krizden dolayı değildi. Tarım Mahsulleri Ofisi silolarındaki buğdayı idareli tüketerek hatta daha fazla stoklayarak savaşın Türkiye’ye sıçraması halinde milletin ekmeksiz kalmamasına yönelik o günkü hükümetin aldığı bir tedbir uygulamasıydı.

Cumhuriyet değerlerine sadık hükümetlerin tümü, yukarıda sıraladığımız başlıca tarım girdilerinin tümünü yerli üretimle sağlamaya çalıştı. Tohumlar yerli ata tohumuydu. Ülkenin dört bir yanında kurulan şeker fabrikaları şekerle birlikte hayvancılık için besin değeri yüksek küspe de üretiyordu. Yine ülkenin dört bir yanında kurulan yem fabrikaları ucuz kaba ve kesif yem, azot sanayi fabrikaları da ucuz gübre üretmekteydi. Tarımsal sulama amaçlı inşa edilen barajlar ve kanallar susuz ovalara sulama suyu akıtıyordu. Uçak üretiminden hemen sonra traktör ve diğer gelişmiş tarım alet ve ekipmanlarının üretimine geçilmişti. Anadolu’daki bitki ve tohum çeşitleri mevcut iklim koşulları ile hastalıklara karşı dayanıklı olsalar da yabancı tohumlar ve ilaçlar ülkemize sokulana kadar Cumhuriyetin Zirai Karantina ve Zirai Mücadele kurumları bu korumayı önemli ölçüde sağlıyordu. Bir karışını dahi boş bırakmadan ekip biçen çiftçi, karşılığını aldığı için dişiyle tırnağıyla yapıştığı toprağına ve dört elle sarıldığı hayvanına sahip çıkıyordu.

AKP İktidarının Hesabı:

Herkesin her şeyi olan Cumhuriyet, yurttaşlarımızın huzur ve refahı için tarımda da olabilecek en donanımlı yapıyı oluşturmuştu. Tarım Mahsulleri Ofisi işte bu yapının bir parçasıydı. Ancak “Türkiye’yi uçuracağız” vaadiyle iktidara gelen AKP, “Devlet ayakkabı, bez, hayvan yemi mi üretir?” aldatmacasıyla, tarım girdilerini üretenler de dahil tarımsal iktisadi teşekküllerinin tamamını haraç mezat sattı. Aldığı paranın da bir kuruşuyla dahi olsa herhangi bir tarımsal yatırım yapmayıp tüm girdileri ithal eder oldu.

Bugün bastonlu dedeleriyle beli bükük nineleriyle Türk halkının ucuz ekmek kuyruğunda olmasının sebebi, AKP’nin Türk çiftçisine ve tarımına vereceği desteği yabancı ülkelerin çiftçisine ve  tarımına verip ülkemiz tarımının defterini dürmüş olmasıdır.

Ülkenin tarımı lime lime. Neresine baksan bir ihanetin pençesinde can çekişiyor. Düşünebiliyor musunuz, ülkenin tarım bakanı; Arpanın kg maliyetinin 1,85 TL, hükümet olarak arpaya verdikleri taban fiyatının ise 1,75 TL olduğunu ve çiftçinin de bundan kazançlı çıktığını kendi ağzından hem de TBMM kürsüsünden söyleyebiliyor.

Sadece çiftçinin değil milletin de kara gün dostu olması gereken Tarım Mahsulleri Ofisinin yaptığına bakalım bir de: Yandaş tüccarlar tonu 4 bin 750 TL’den buğday ithal ediyor. Aynı buğdayı 5 bin 320 TL’ye TMO’ya satıyor. Bu kez aynı buğdayı aynı TMO’dan 2 bin 650 TL’den satın alıyor. Sonra da bunu un yapıyor ve 50 kg’lık çuvallar halinde tanesini 325 TL’den ekmek fırınlarına satıyor. Türk çiftçisinin buğdayını ise 2 bin 250 liradan alıyor ya da o fiyatın altından tüccara mahkum ediyor çiftçiyi.

Oh, ne ala bir “Tarım ekonomisi” değil mi? Nasıl olsa “Milletten utanmıyorsanız üstünde durduğunuz bu mümbit topraklardan, ona hayat veren şu yedi yüzlü güneşten ya da onun altında aç yatan bebelerden utanın” deyip hesap soran da yok!

AKP’nin değil kimin olursa olsun, bu hesap, Türkiye Cumhuriyetine, çiftçisine, tarımına ve ucuz ekmek kuyruğundaki halkına yapılan en büyük ihanettir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.